20 Mayıs 2012 Pazar  18. Kızılcabölük Festivali Başlıyor 12:44  Vakıf'tan Teşekkür Plaketi 10:24  Kızılcabölük Festivale Hazır 13:40  16.kez Kızılcabölük'ten Denizli'ye Yürüdük 13:07  Trafik Kazası: 1 Ölü, 6 Yaralı 12:00  16. Kızılcabölük - Denizli Doğa Yürüyüşü 02:38  Dikkat! Elektrik Kesintisi! 02:11  Denizli'den Matematik Dünyasına Hediye 13:08  Şampiyon Transferlere Başladı 05:30  Çizgilerle 30 Yıl Sergisi Açıldı 04:42  
 Çok Okunanlar
 Kızılcabölük Festivale Hazır
 Videolu Haberler
 Şampiyon Kızılcabölükspor!  Galibiyet Serisine Devam
 Mekik Dokumaya Devam Ediyor
 Kostümler Kızılcabölük'ten
 Kızılcabölük Spor Tam Yol İleri
 Kantincilikte 1.cilik Ömer EĞNİM'e
 Adil Demir: Camdan değil, Candan Konuşalım!
 Başkan'a Saadet Partisi'nden Plaket
 17. Kızılcabölük Festivali
 Kızılcabölük Karşıtları YÜRÜMEYECEKMİŞ!
 2.Kızılcabölük Özüstü Şiir Şenliği Yapıldı
 Çok Yorumlananlar
 Şampiyon Kızılcabölükspor!


 İstatistikler
Aktif : 1
Dün : 294
Bugün : 174
Top.Tekil : 3783
Top.Çoğul : 30505
PageRank
Yazara Ait Tüm Yazılar
  Halime Zırh

          egeli-hlm@hotmail.com
         MARUZ KALDIĞIMIZ TOKSİK MADDELER

       Öncelikle kısaca kendimden bahsedecek olursam; adım Halime Zırh. 2003 Atatürk İlköğretim Okulu, 2007 Tavas Zeybekler Anadolu Lisesi ve 2011 Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü mezunuyum. Bu yazıda günlük hayatta sıkça maruz kaldığımız, bazen ciddiye almadığımız bazen de çeşitli zehirlenmelere sebep olan toksik maddelerden bahsedeceğim.

        Toksik madde, toksikoloji, toksisite terimlerinin tanımlarıyla başlayalım isterseniz. Toksik madde biyolojik bir sistemin fonksiyonlarını bozarak zararlı olan veya ölüme yol açan herhangi bir etken olarak tanımlanır. Toksisite; zehirler tarafından üretilen yan etkileri göstermek için kullanılan bir terimdir. Bu yan etkiler baş ağrısı, mide bulantısı gibi hafif belirtiler de olabilir; koma, felç ve ölüm gibi ciddi belirtiler de olabilir. En basit tanımıyla toksikoloji ise değişik kimyasal maddelerin canlı organizmalar üzerinde zararlı etkilerini araştıran bilim dalıdır. Günümüzde toksikoloji sadece zehir ile uğraşan bir bilim dalı değildir. İnsanlar tarafından üretilen ve hızla artan sayıda çevreye salınan ve potansiyel olarak maruz kaldığımız insan yapımı kimyasal maddeler de vardır. Sadece endüstride kullanılan bileşiklerin değil, aynı zamanda tarımda, evlerde kullanılan kimyasal maddeler ile bazı ilaçların ve besin katkı maddelerinin toksisitesi ile ilgili bilgilere de ihtiyaç duyulmaktadır. Toksikolojinin zamanla gelişimi toksik madde tanımını daha kapsamlı hale getirmiştir. Şöyle ki; kimyasal bir maddenin toksik olup olmadığı o maddenin dozuna bağlıdır. Bunu en iyi 1500’lü yıllarda yaşamış doktor aynı zamanda bir kimyager olan Paracelcus “Her madde zehirdir, zehir olmayan hiçbir şey yoktur. Ancak zehirle devayı ayıran onun doğru dozudur.”  diyerek tanımı kapsamlaştırmıştır. Yani kimyasal bir maddenin toksik dozu, ilaç ve zehir kavramlarını farklandırmada önemlidir. İyileştirici amaçlı kullanılan ilaçların dozu aşıldığında toksik etkisi hatta öldürücü etkisi görülür. Bu konuyla ilgili bir durum olan zehirlenerek intihar etme vakaları en çarpıcı örnektir. Bir kimyasal madde öldürmeyip o canlıda toksik etkisini gösteriyorsa buna zehirlenme denir. Zehirlenme de çeşitli sebeplerden olabilir. Zehirlenmeye etki eden faktörler arasında kimyasal maddeye maruz kalma süresi, sıklığı ve atılım hızı büyük önem taşımaktadır. Deri, akciğer, sindirim sistemi ve enjeksiyon yoluyla vücuda giren toksik maddeler dolaşım sistemimize geçerek etkisini göstermektedir. Toksik maddeler zaman içerisinde çeşitli organlarda da birikmeye başlar. En başta karaciğer, böbrek, yağ dokusunda ve kemiklerde birikir. Toksik maddelerin özelliklerine göre de akciğer ve tiroid bezinde de birikerek toksik etkisini gösterebilir. Birikim sonucu da kansere yakalanma riski artmış olur. Bu maddelerin atılımında böbrekler büyük rol oynar ve böbreklerden süzüldükten sonra idrarla atılmış olur. Vitamin ilacı kullanıyorsanız tuvaletteki ilaç kokusunun sebebi böbrekler sayesinde idrarla atılan ilacın bileşenleridir. Uzun süre ilaç kullanmak zorunda olan hastalara böbrek ve karaciğer tahlillerinin yapılmasının sebebi budur, çünkü bir tarafı iyileştirirken diğer tarafı kötüleştirmemek gerekir ki karaciğer vücudumuzun kimya fabrikasıdır, 500’e yakın görevi vardır, onu iyi korumak gerekir. Bazı maddeler de safra kesesinden geçerek bağırsağa gelir ve dışkı yoluyla atılır. Uçucu özellikte olan toksik maddeler de akciğerler sayesinde solunum yoluyla atılır. Tükürük, gözyaşı ve ter yoluyla da atılan toksik maddeler de vardır. Zehirlenmelerde yaş, cinsiyet, hormonlar, hamilelik, genetik farklılıklar gibi fizyolojik faktörler de büyük önem taşır. Birçok enzimin aktivitesi yeni doğmuş bir bebekte çok düşük olduğu için kimyasal madde ve ilaçlara daha duyarlıdır. Erkek ve bayanlar arasında toksisite farkı bilinmektedir. Östrojen ve testosteron gibi cinsiyet hormonları dışındaki hormonların eksikliği veya fazlalığı da toksik maddenin atılım hızını etkiler. Hamilelik durumlarında karaciğer enzimlerinde değişiklikler olabileceği için bu da bir fizyolojik faktördür. Doğuştan genetik farklılıktan kaynaklanan enzim sistemlerinin farklı oluşundan dolayı aktivite farklılıkları gözlenir. Buna en uygun örnek aynı mantarı yiyen akraba olmayan 2 kişiden birinin zehirlenmesi diğerinin zehirlenmemesi ya da baklayı yiyen akraba olmayan 2 kişiden birinin zehirlenip diğerinin etkilenmemesi örnekleri verilebilir. Favizm, bazı insanların baklayı tüketmesini takiben etkisini gösteren şoka bile sebep olabilen bir hastalıktır. Bakla sonucu zehirlenen insanların alyuvarlarındaki glikoz-6-fosfat-dehidrogenaz enzimi eksikliği ile favizm arasında bir ilişki bulunduğu bildirilmektedir. Favizme neden olan etkenin, baklada bulunan visin adlı bir bileşiğin olduğu bildirilmiştir. Ülkemizde daha çok Batı ve Güney Anadolu Bölgelerinde görülmektedir. Taze bakla kuru baklaya göre daha çok toksiktir. Zihinsel veya bedensel engelli bebeklerin doğmasında genetik faktörler ile birlikte radyasyon, kızamıkçık ve hamilelik döneminde bilinçsizce kullanılan bazı ilaçlar etkili olmaktadır. Bebek engelli olarak da doğabilir, doğmadan düşükle de sonuçlanabilir. Bu yüzden kadına ilaç verilmeden önce hamile olup olmadığı da bilinmelidir. En bilinen örneği 1950’lerdeki talidomid vakasıdır. Günümüzde hemen hemen herkes gebelik sırasında geçirilen bazı hastalıkların ve uygulanan bazı tanı metotlarının ve tedavilerin hem anne hem de çocuk için olumsuz etkilerinin olabileceğini biliyor. Ne yazık ki insanlık bu bilginin bedelini çok ağır bir şekilde ödemiştir. Bu bedel, tarihteki en korkunç tıbbi trajedinin adıdır. 1950’lerin sonu 60’ların başında antibiyotik üretiminde daha ucuz yöntemler bulmak için çalışmalar yürüten Alman ilaç firması, kimyasal bir kaza eseri tesadüfen bulduğu ve adına “thalidomide” dediği maddeyi piyasaya sürdü. Yüksek doz talidomide maruz bırakılan hayvanlar üzerinde yapılan bazı testler sonrasında firma, ilacın zararsız olduğunu ve önemli bir yan etkisinin olmadığını duyurdu. Ama bu, büyük bir yanılgıydı. Firma 1955’te ilaç üzerinde ileri araştırmalar ve klinik çalışmalar yapılmadan ilacın ücretsiz örneklerini dağıtmaya başladı. Nöbetlerini önlemek için ilacı almaya başlayan epilepsi hastaları, ilaç alımı sonrası derin bir uykunun ortaya çıktığını, ilacın yatıştırıcı ve sakinleştirici etkilerinin olduğunu bildirdiler. Aslında aynı hastalar ilacın diğer yan etkilerinden de söz etmiş fakat bunlar önemsiz kabul edilerek göz ardı edilmişti. 1957 Ekiminde Batı Almanya’daki doktorlar, bulantı ve kusmaya uykusuzluğun eşlik ettiği (hamilelerde sabah bulantısı) sorunuyla gelen gebe hastaları için talidomidin ticari bir formu olan Contergan’a reçetelerinde yer vermeye başladılar. Giderek dünya genelinde yaygınlaşan talidomid pek çok marka adı altında piyasaya sürülüyordu. İlacı almaya başlayan hamileler; uykuya eğilim, halsizlik, kabızlık, deride kızarıklıklar, ciddi kafa ve mide ağrıları, ellerde ve ayaklarda uyuşma, baş dönmesi, sinirlilik, titreme, kulak çınlaması, depresyon gibi yan etkilerden söz etmeye başladılar. Bir yıl içerisinde ise talidomid kullanan anneler, çok sayıda doğumsal anomalili bebek dünyaya getirmeye başladı. En yaygın doğumsal defekt ise; normalden kısa, yüzgeç benzeri kol ve bacaklarla kendini gösteren “fakomeli (phocomelia)” idi. Hatta bu anomaliyle dünyaya gelen çocuklara "yüzgeçli bebekler" denmeye başlandı. Diğer doğumsal bozukluklar ise; gelişimini tamamlayamamış parmaklar, sağırlık, körlük, yarık damak ve kalpte, sinirlerde, cinsel organlarda, böbreklerde, sindirim sisteminde ağır hasarlar şeklinde açığa çıkmaktaydı. Bazı vakalarda anneler sadece bir tablet talidomid almıştı. Özellikle gebeliğin en kritik noktası olan ilk üç ayda alınan tek dozun bile bebek üzerinde feci yan etkilerinin olabileceği daha sonra anlaşılacaktı. Çünkü bu ilaç, anne ile bebek arasında yer alan plasental bariyeri ciddi yan etkilere sebep olan bir kimyasal maddeydi. İlaç firmaları başlangıçta, giderek artan talidomid ile ilişkili doğumsal bozuklukları ve yeni doğan ölümlerini inkâr etse de bu ciddi yan etkiler medya yardımıyla dünya çapında duyulmaya başlamış, saygın tıp dergileri bu maddeyi içeren ilaçların çok sayıda yan etkisini detaylarıyla yayımlamıştı. ABD’de ise talidomidin izni defalarca iptal edilmiş, ilacın özellikle gebelik döneminde insan metabolizması üzerine etkilerini ortaya çıkaran ileri düzeyde araştırmalar yapılmıştı. Sonuçta talidomid tüm dünyada piyasadan çekildi. Fakat bu tıp felaketinden etkilenen aileler ve talidomid kurbanları için çok geç alınmış bir karardı. Dünya üzerinde 46 ülkeden 10.000’in üzerinde bebek ilacın yan etkisi nedeniyle sakat olarak dünyaya geldi ve bunların yaklaşık yarısı da erişkin bir birey olamadan hayata veda etti. Ülkemizde o yıllar hamile bayanların sorunları fazla dinlenmediği için talidomid içeren ilaçlar ihraç edilmemiş ve kullanılmamıştır ve böyle bir vakaya rastlanmamıştır.

        Sobadan sızan karbonmonoksit (CO) gazı sonucu zehirlenme vakaları da kış aylarında sık görülen ölüm sebeplerinden biridir. Yeteri kadar yanmadan kapatılan soba ve gerektiğince oksijen ile karışmayan kömürün meydana getirdiği zehirlenmedir. Bu sızan gaz renksiz ve kokusuzdur ve kanımızda bulunan alyuvarlardaki hemoglobin denen yapısında demir elementi içeren ve kana kırmızı rengi veren maddeye yapışıp kolay ayrılmayan karboksihemoglobini oluşturur ve zehirleyip öldüren de budur. Hemoglobin normalde oksijen ile birleşip kolay ayrılabilen oksihemoglobini oluşturur fakat CO ile birleşen hemoglobin oksijen alamaz ve zehirlenmeye sebep olur. Zehirlenmeyle birlikte baş ağrısı ve uyku hali başlar ve kişi uykusunda ölür.

        Göz ardı edilen diğer toksik etki gösterebilenler ise raf ömrü uzatılmış hazır gıdalardır. İnsan vücudunun günlük olarak aldığı besinlerde tolere edebileceği toksik madde miktarı nanogram ile ifade edilebilecek kadar düşük düzeydedir. Hazır gıdaların raf ömrünü uzatabilmek için kullanılan kimyasal bileşikler risk faktörü olarak gösterilmektedir. Bir ürünün üretim tarihi ile son kullanma tarihi arası ne kadar kısa ise zararlı etkisi de o denli azdır. Aşırı miktarda hazır gıda tüketim sonucu görülen alerjik durum vücudun bir sinyali olarak düşünülebilir çünkü daha önce de bahsettiğim gibi en çok etkilenen organlar karaciğer ve böbreklerdir ve karaciğer hasarı vücutta kaşıntı şeklinde kendini gösterebilir.

        Evlerde tehlike oluşturabilecek toksik içeren maddeler ise dikkat edilmediği takdirde çamaşır sodası, tuz ruhu gibi temizlik ürünleri, aşırı fosfat içerikli deterjanlar, gaz yağı, dezenfektanlar, piller, kalitesiz hammadde kullanılarak üretilen oyuncaklar, ilaçlar, mutfakta çizilmiş teflon tavalardır. Teflon tavalar çizildikleri takdirde metal sızıntısı yapar ve içinde pişirilen yemeğe geçer. Piller de kadmiyum içerdiğinden dolayı çocuklara oynaması için verilmesi uygun değildir. 1. Dünya Savaşı zamanında kalay metalinin yokluğu nedeniyle kadmiyum kalayın yerini almış ve besin kaplarının kaplanmasında kullanılmıştır. Ancak asit özellikteki besinlere geçen kadmiyumun insan ve hayvanlarda zehirlenmeye yol açması nedeniyle kısa zamanda kullanımı bırakılmıştır. Buna rağmen halen buzdolaplarına konan buzlukların kaplamalarında, boya ve cam üretiminde, nikel-kadmiyum pili yapımında, kablo kaplamalarında kullanılmaktadır. Örneğin kadmiyumla kaplı kaplarda 1,5 saat bekleyen limonatayı içenlerde zehirlenmeler görülmüştür, en duyarlı organımız başta böbreklerdir, akciğerler ve karaciğer de etkilenmektedir. Sigara kullanan kişiler de bir miktar kadmiyumu solunum yolu ile almaktadırlar. Alınan herhangi bir zehirli metal vücudumuzda bulunan metal bağlayıcı enzimlere bağlanır ve idrar ve dışkı ile dışarı atılır. Bir de mesleki maruziyetler vardır ki çalışırken korunmak için büyük dikkat ister. Metallere aşırı maruziyet beyin ve sinir sistemini de etkiler.  

        Yaz aylarının korkulan hayvanlarından olan yılan ve akreplerin de zehir içeren cinsleri vardır yani her yılan zehirli değildir, zehirli olanların başları zehir kesesi taşıdıkları için üçgenimsidir. Tok bir kişi yılan zehrini içmesi halinde yılanın cinsine göre ya zehirler, sakat bırakır ya da öldürür. Niye tok iken dedim çünkü midede sindirim eylemi varken kan dolaşımı daha hızlıdır ve zehir de direkt olarak kana karışmış olur. Aç bir kişinin midesi çok sağlam ise yani midede yara yoksa o an kan dolaşımı olmadığı için zehirden etkilenmez. Mide yarası varsa aç olsa bile etkilenir çünkü kan damarlarıyla direkt olarak maruziyet söz konusudur. Ülkemizde yılan sokması sonucu ölüm oranı çok az olmasına rağmen diğer ülkelerde yılan sokmasıyla ölenlerin sayısı yılda yaklaşık 50000 civarındadır. Ülkemizde olmayan ancak bulundukları ülkelerdeki insanlara ciddi zarar veren zehirli kurbağalar, örümcekler, kertenkeleler de vardır.

        Zehirli hayvanların olduğu gibi yendiği takdirde zehir etkisini gösteren zehirli bitkiler de vardır. Zakkum, açelya, süs biberi bunlardan bir kaçıdır. Daha önce de bahsettiğim ve örneğiyle açıkladığım gibi hayvan ve bitkilerin yanı sıra zehirli mantar türleri de vardır ve ülkemizde de yetişmektedir ve ölümcül zehirlenmelere bile sebep olmaktadırlar. Bunlar zaten genellikle kırmızı renkleriyle tanınırlar, en çok bilinenleri köygöçüren, meşe mantarı, gelin mantarıdır.

        Radyasyon kazası denilince akla ilk gelen 1945’te meydana gelen Hiroşima Patlamasıdır. Patlamadan 5 dakika sonra oluşan bulutlar 8000 metreye yükselmiştir. 69 kilogramlık uranyum içeren bomba yerden 600 metre yüksekte patlamış ve 140000 kişi hayatını kaybetmiştir. Daha yakın bir tarih olan 1986’da Ukrayna’da meydana gelen Çernobil kazasının yankıları halen devam etmektedir. Teknisyenlerin hatasından kaynaklanan kaza Ukrayna ile sınırlı kalmayıp çevre ülkelerde de etkisini göstermiştir. Patlamadan sonra radyoaktif madde yüklü bulutlar rüzgarla İsveç ve Finlandiya’ya doğru sürüklenmiştir. Böylece bu ülkelerde de radyoaktif kirlenme meydana gelmiş oldu. Havaya toz halinde karışan en tehlikeli radyoaktif madde sezyum-137 Balkanlar üzerinden ülkemize geldi ve yağışla birlikte toprağa karıştı ve Doğu Karadeniz’e sürüklendi. O an için yayılan radyasyondan dolayı yaklaşık 4000 kişi yaşamını yitirdi ve yüz binlerce kişi sakatlandı. Çocuklarda akut lösemi görüldü ve Türkiye’de tiroit kanseri oranı arttı. Hamile bayanların da bebeklerinde beyin tahribatı ve sakat bebeklerin doğumu oranı arttı. Hâlâ Çernobil çevresinde 58 kilometre çapında herhangi bir bitkinin dahi yetişmediği bir ölü bölge vardır. Bu olaydan sonra o bölgede doğum oranları yarıya inmiştir. Kaza nedeniyle bugüne kadar yaklaşık 125000 kişinin öldüğü tahmin ediliyor ve kazanın etkilerinin bir yüzyıl devam edeceği düşünülüyor. Patlama sonucu Hiroşima’nın 200 katı radyasyon yayılmıştır.

        Genel olarak toparlayacak olursak günlük hayatta düşük oranda maruz kalınan toksik maddeler olduğu gibi ağır derecede maruz kalınan özellikle mesleki maruziyetler de vardır ve bunlardan mümkün mertebe korunmak gerekir. Radyoloji bölümünde çalışanların normalden erken emekliye ayrılmasının sebebi korunma amaçlı sağlık bakanlığının uyguladığı sistemlerden biridir. Bu yazıyı haddimi aşıp akıl vermek amacıyla değil; sadece üniversite sıralarında gördüğüm, dinlediğim, not aldığım ders notlarımı paylaşmak ve bir nebze olsun yaşanmış örneklerle destekleyip bilinçlenmek adına yazdım. Fakat bu toksik maddeler ile ilgili söylenecekler bunlarla sınırlı değil deyip yazıyı burada bitirmek istiyorum.

2011-12-13 Bu yazı  989  kere okundu Yazıcıya Yolla
Son Yazıları:

MARUZ KALDIĞIMIZ TOKSİK MADDELER
YORUMLAR
 YAŞAR ZIRHLI  2012-03-15
  Aydınlatıcı
 ÇOK GÜZEL BİR YAZI .TEBRİK EDERİM.
BU YAZIYA YORUMUNUZU EKLEYİN
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
İletişim   |   Künye   |   Anasayfam yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle
Kızılcabölük Gazetesi / Kızılcabölük'ün Güncel Haber Sayfası
Kızılcabölük 2010 / www.kizilcabolukgazetesi.com da yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları www.kizilcabolukgazetesi.com'a aittir. Hiçbir şekilde elektronik bir ortamda (internet, CD vs.) kaynak gösterilse bile kullanılamaz. Basılı yayında ise haberlerimiz kaynak gösterilmek şartıyla yayınlanabilir.